Türk edebiyatı hem dil hem de edebiyat alanında yüz yıllar boyunca Farsçanın etkisi altında kalmıştır. İranlılar ile Türkler arasındaki ilişki yüzyıllar öncesinde başlamıştır. Bu ilişki doğal olarak dile ve edebiyata da yansımıştır. Hatta Selçuklular döneminde resmî dil Farsça idi. Osmanlılar döneminde de özellikle edebiyat dili olarak büyük ilgi görmüş, Farsçanın- Fars edebiyatının kaideleri ve büyük Fars şairleri Osmanlı dönemi edebiyatı üzerinde azımsanmayacak derecede etkili olmuş, Farsçadan birçok eser tercüme edilmiştir. Farsça, Tanzimat’tan sonra da etkisini sürdürmüş hatta medreselerde ve yeni açılan okullarda –harf inkılâbına kadar- Farsça okutulmaya devam edilmiş, edebiyat alanında da etkisini sürdürmüştür. Milli Edebiyat yıllarında ve Cumhuriyet döneminde Farsça ve Fars edebiyatının etkisi azalmakla birlikte bu köklü gelenekten tam anlamıyla bir kopuş olmamıştır. Bu dönemde birçok şair ve yazar Fars edebiyatının büyük sanatçılarını okumaya devam etmiş ve çeviriler yapmışlardır. Böylelikle Cumhuriyet devrinin birçok şair ve yazarında Fars edebiyatı kaynaklık etmeye devam etmiştir. Bu şairlerden biri de Asaf Hâlet Çelebi’dir.
İslâm mistisizmi yani tasavvuf ve özellikle de Mevlevî geleneği ile Mevlânâ Çelebi’nin şiir geleneğinin temelini oluşturur. Sanatçı Tercüme-i Hâli’nde şöyle der:
Dört yaşımdan itibaren sekiz yaşına kadar babam tarafından hususi bir tahsil gördüm. Babam çok meraklı idi. Esasen kendisi son büyük mutasavvıflardan Üsküdar’lı Şems efendinin halifesi ve Salkım Söğüt dergâhı postnişini Şeyh Bedreddin İzzi Efendi’ye mensubdu. Edebiyat-ı sûfiyye ve fünunla meşgul olurdu. Bana Fransızca ile beraber hususi surette Farisi dersi de veriyordu.217 Bu
açıklamadan anlaşılıyor ki sanatçı dört yaşından itibaren Farsça öğrenmeye başlamıştır. Yani onun edebî ve fikrî yönünün temelini oluşturan en önemli kaynaklardan biri Farsça olmuştur. Bu fikrî altyapısının ve Farsça derslerinin temel
217 Miyasoğlu, 208.
84
kitabı Mesnevî’dir218. Sanatçının Farsçayı öğrenmesi Mevlevîliğe yönelmesini
sağlamış ve devamında da mistisizm ile tanışmasına vesile olmuştur.
Sanatçı Farsça bilgisini bir söyleşide “Hintçeniz mi kuvvetli, Farsçanız mı?” sorusuna karşılık şöyle anlatır: Farsça pratiğim yok. Ama divanları rahatça
okurum219. Çelebi’nin Farsça bilgisi sadece divanları okumakla kalmamış Farsçadan
çeviriler de yapmıştır. Sanatçının yayımlanan ilk eseri olan “Mevlâna’nın Rubâîleri (1939)” adlı eserinde 276 rubâînin Farsça aslı verilmiş ve bu rubâîleri nesir olarak Türkçeye çevirmiştir. Daha sonra yine 1939’da yayımlanan “Mevlânâ (Hayatı, Şahsiyeti, Eserlerinden Parçalar)” adlı eserinin son bölümünde Mevlâna’nın bazı şiirleri, nesirleri, bir mektubu ve otuz rubâîsini tercüme ederek eserine koymuştur. Sanatçının Mevlânâ hakkında yazdığı son kitabı olan “Mevlânâ ve Mevlevîlik (1957)” adlı eserinde de “Mevlânâ’nın Eserlerinden Parçalar” adlı bir bölümde; Mevlânâ’nın gazellerinden, rubâîlerinden, Mesnevî’den, Mecâlis-i Seb’a’sından ve muhtelif eserlerinden parçaları Türkçeye tercüme etmiştir. Çelebi’nin Farsçadan tercüme ettiği Mevlânâ’nın eserleri onun şiir altyapısında derin izler bırakmış olmalı ki şiirlerinin ana kaynağını tasavvuf oluşturmuştur.
Asaf Hâlet Çelebi’nin Fasrçaya olan ilgisi onu en başta Mevlânâ ile tanıştırmış olsa da Mevlânâ ile sınırlı kalmamıştır. İranlı âlim ve şair olan “Molla Câmi’ (Hayatı, Şahsiyeti, Eserlerinden Parçalar)” yi anlattığı bir eser de yazmıştır.
Timurlulardan Hüseyin Baykara’nın himâyesinde Fars edebiyatının en güzel eserlerini yazan Câmi (1414-1492) Nakşibendiliğin vahdet-i vücutçu yorumcusudur. Başta muhitinde bulunan Ali Şîr Nevâî gibi Türk şairleri olmak üzere Osmanlı ve Azeri sahasında yetişen pek çok Türk şairini derinden etkilemiştir. Mevlânâ’ya derin bir muhabbetle bağlı olan Câmi hakkında ilk Türkçe araştırmayı 1940 yılında (Kanaat Kitâbevi) Asaf Hâlet yapmış ve eserlerinden seçtiği metinleri Türkçeye çevirmiştir. Bu eserinde de ağırlıklı olarak rubâî çevirileri yer almaktadır.220
Çelebi’nin tasavvufun kaynaklık ettiği şiirlerinde, hakkında araştırma yaptığı ve pek çok çevirisini yaptığı Molla Câmi’den de etkilendiği görülmektedir. Mesela “Ayna” şiirinden alınan bu bölümlere göz atalım:
218 Muhsin Macit, “Asaf Hâlet’in Fars Edebiyatına İlgisi,” Türk Edebiyatı Dergisi, İstanbul 2006: S. 392, s. 60.
219 Çelebi, (1997), 485. 220 Macit, (2006), 60.
85
bana aynada bir sûret göründü benden başkası
bilmem memleket-i çinden midir ya mâçînden mi (…)
ancak birgün hayalin gibi seni de bu aynanın içine alıp
kaybolacağım221
Daha önce bu şiiri tasavvuf ekseninde değerlendirmiştik ancak Molla Câmi’den tercüme ettiği şu rubâîlere de bakmak gerekir.
Sevgili bir tanedir, fakat önüne kendisine bakmak için binden ziyade ayna koymuştur.
O aynaların her birisinde aynanın sırrına ve temizliğine göre kendi yüzü görünmektedir.
…
Sen aynalara yüzünün parıltısını verirsin; hiç kimse içinde senin yüzün olmayan bir ayna görmemiştir.
Hayır, hayır… Sen lutfedip bütün aynalara girersin de yüzün görünmez.
Molla Câmî222
Yukarıda verilen şiirler dikkate alındığında Çelebi şiirlerinde “ayna” imgesini kullanırken Molla Câmi’den ilham almış olma ihtimalini göstermektedir.
Sanatçının Fars edebiyatına ilgisi bu kadarla da kalmamış “Seçme Rubâîler” adıyla da Fars edebiyatının büyük şairlerinden tercümeler yapmıştır. Bu eserinde; Mevlânâ, Molla Câmi, Muştak-ı İsfahânî, Evhadüddîn Kirmânî, Şeyh İmadüddîn, Bâbâ Efdalüddîn Kâşânî, Ebû Sa’id, Ebû’l-Vefa Hârezmî, Sultan Veled, Kemal İsmail, Hâkîm Nizamüddîin Ali Keşânî, Ebû’l Hasan Harakânî, Feridüddîn Attar-ı
221 Çelebi, (2009) 27.
86
Nişâbûrî, Hafız-ı Şirazî, Hayyam, Bâbâ Tahir Lûrî, Sa’di Şirazî gibi birçok şairden 252 rubâîyi nesir şeklinde tercüme etmiştir. Daha sonra Hayyam rubâîlerini müstakil bir eser olarak yayımlamış ve hatta Hafız’ın rubâîlerinden de başka tercümeler yapmayı planlamış olmasına rağmen ömrü buna yetmemiştir.
Çelebi’nin Farsça şiirler yazmış olduğu ve bu şiirlerini bir defterde topladığına dair bilgiler olmakla birlikte defterin akibeti belli değildir. Hatta Salah
Birsel bu defterdeki şiirlerinde Asaf Hâlet’e değil de babasına ait olduğunu söyler. Fakat şairin Farsçadan yaptığı tercümeler dolayısıyla edindiği tecrübenin bu dilde şiir yazmasına imkân sağlayacak düzeyde olduğu da apaçık ortadadır.223
Sonuç olarak Farsçaya ve Fars edebiyatına ilgi duyan ve hâkim olan Çelebi’nin şiirlerinde bu edebiyatın etkisi doğrudan veya dolaylı olarak olmuştur. Özellikle tasavvufi temada yazdığı şiirlerinde görülen başta Mevlânâ etkisi, onun Farsçayı öğrenmesiyle ve Fars edebiyatıyla tanışmasıyla mümkün olmuştur diyebiliriz. Mevlânâ sayesinde gönül verdiği Fars şiirinin ve Fars şairlerinin de etkisi şiirlerine kaynaklık etmiştir.