1890 yılında Ertuğrul Sancağına bağlı bulanan Yenişehir kazasının Güneyce Köyünde doğdu. Ali Efendinin oğludur. Ortaokulu Yenişehir Rüştiyesinde liseyi ise İstanbul Mercan İdadisinde tamamlayarak Mülkiye Mektebine girdi. 1912 yılında mezun olarak 14 Mart 1913'te Bursa İl Maiyet Memurluğuna atandı. Stajını Yenişehir İlçesi Özel Saymanlık Kâtipliğinde, Erdek, Edremit ve Ilıca Nahiye Müdürlüklerinde tamamladı. 14 Nisan 1915'te Erzurum Valiliği emrine tayin edildi. 26 Temmuz 1916'da Çarsancak
137
(Çemişkezek) Kaymakamı oldu (Sorguç, 1996:295; Çoker, 1995:373; Demirel, 2010:232).
TBMM'nin I’inci dönemine Bilecik’in 5 milletvekilinden biri olarak seçildi. 23 Nisan 1920’de Meclisin açılışında hazır bulundu. Mecliste İçişleri, PTT- Tasarı, Bayındırlık, Millî Eğitim ve İçtüzük komisyonlarında görev aldı. İkinci Toplantı yılında Bayındırlık Komisyonunun ve II. Şubenin, III’üncü Toplantı yılında da Tasarı Komisyonunun Kâtipliğini yaptı (Çoker, 1995:373;Demirel, 2010:232). Bunların yanında Dördüncü
Şube üyeliği görevinde bulundu. (TBMM ZC. C.18, D.1, İç.3, 01.03.1338:22). Muhakemat Encümeni üyeliğine de aday gösterildi fakat 27 oyda kalınca gerekli oyu sağlayamadığı için seçilemedi (TBMM ZC. C.19, D.1, İç.3, 29.04.1338:440; TBMM ZC. C.20, D.1, İç.3, 09.05. 1922:5).
Necip Bey, Mustafa Kemal’e (Güney) karşı ihtiyatlı bir tutum sergilemiştir. Mustafa Kemal Paşanın Başkumandanlık süresinin 5 Mayıs 1922 tarihinden itibaren 3 ay daha uzatılması ile ilgili kanun hakkındaki oylamada 15 kişilik çekimserler grubu içinde yer almıştır (TBMM ZC. C.19, D.1, İç.3, 06.05. 1922:529-520).
Meclis çalışmaları esnasında muhtelif konular hakkında görüş bildiren Necip Bey son derece milli bir duruş sergilemiştir. Kanunlara geçen ibarelerin dahi milli olmasına ihtimam göstermiştir. Mesela, mecliste yapılan bir tartışma sırasında Osmanlı tabiri yerine Türk ibaresinin kullanılması gerektiğinin altını çizmiştir (TBMM ZC. C.14, D.1,
İç.2, 05.11.1337:71). Benzer biçimde, 15 Nisan günü TBMM’deki konuşması sırasında Meclis Başkanı olan Hasan Fehmi Beyin Osmanlı Limanları tabirini kullanması üzerine Necip Bey buna tepki göstermiş ve Osmanlı Limanları yerine Türkiye Limanları denilmeli demiştir. Bunun üzerine meclis başkanı “Türkiye Limanları şeklinde değiştirilmesini kabul edenler” şeklinde oylama yapmış ve Osmanlı Limanları yerine Türkiye Limanları şekli kabul edilmiştir (TBMM ZC. C.19, D.1, İç.3, 15.04.1338:183). Görüldüğü gibi kavram ve mefhumların dahi milli hassasiyetler çerçevesinde
şekillenmesi için gayret gösteren Necip Bey, bütün dünyaya barış yanlısı olduğumuzun gösterilmesi adına meclisin gayesinin bir beyanname ile ilânına dair bir takrir vermiştir. Bu takrirde şark meselesinin Türklük ve İslamiyet’in bitirilmesinden başka bir şey olmadığının tamamen anlaşıldığı, bunun için memleketin işgal edildiğinden bahsederek
138
maddeler halinde sıraladığı beyannamenin meclisçe kabul edilmesini önermiştir114 (TBMM ZC. C.1, D.1, İÇ.1, 29.04.1920:150–151). Meclis Başkanı ve mebuslardan bazılarının izahat istemeleri üzerine Necip Bey;
“Şimdiye kadar meclis namına meclisin gayesini izah için beyanname neşredilmişti. Bendeniz istiyorum ki, bütün dünyaya karşı maksadımız, gayemiz ve bu gayeye vâsıl olmak için ittihaz edeceğimiz hattıhareket izah edilmelidir. Şüphesiz bir gayemiz, bir maksadımız var. Buna ne suretle muvaffak olacağız, harb ile mi, sulh ile mi? Yoksa kararsızlık ile mi? Onlar İstanbul'da, biz burada, Yunan İzmir'de, bilmem Adana'da, başka yerlerde düşmanlarımız var. Biz bunlara karşı ne suretle hareket edeceğiz? Mücadele mi, yoksa sulh mu? Şüphesiz sulh ve sükûn ile maksadımıza vâsıl olacağız. Onlar kendi kendilerine tabiî çıkmayacaklar. Biz bütün cihana sulh ve sükûn taraftarı olduğumuzu ilân etmeliyiz. Onun için böyle bir beyannamenin neşri lâzımdır, fikrindeyim”(TBMM ZC. C.1, D.1, İÇ.1, 29 Nisan 1920: 151).
şeklinde bir açıklama yapmış ve amaca ulaşmak adına meclisin izleyeceği yöntemin belirlenmesini istemiş fakat bir netice alamamıştır.
Meclisin hattı hareket tarzının ortaya konulması için sunduğu takrir kabul edilmeyen Necip Bey, 24 Haziranda mecliste telsiz telgraf ithali için gerekli bütçe tartışmaları yapılırken söz alarak, alınması düşünülen telsiz ve telgrafın dünyadaki en niteliklisi olup olmadığını sormuştur (TBMM ZC. C.21, D.1, İç. 3, 25 Haziran 1922:48). Sorusuna “en mükemmelidir” cevabını alan Necip Bey, haberleşme araçlarının yoksunluğunun memlekete büyük zararlar verdiğini anlatmış ve telsiz telgraf için seksen beş bin liranın kabulünü teklif eden bir takriri vermiştir. Necip Bey’in bu talebi mecliste oybirliği ile kabul edilmiştir (TBMM ZC. C.21, D.1, İç. 3, 25 Haziran 1922:56).
114
1. Harbi Umumiye duhulden dolayı mücrim değiliz. Esbabı mücbiresinin izahı. 2. Harb esnasında dâhilde ahvali müessife zuhurunun esbab ve avamili.
3. Anasırı gayrimüslime hakkındaki telkinat ve muamelâtımıza İslâm ve Osmanlı tarihleri şahittir. Onlara müsavatın fevkinde olarak imtiyazlar bile verdik ve bunu hiçbir cebir ve tazyik altında yapmadık, çünkü cihanın en kuvvetli devleti idik.
4. Binaenaleyh nimet didelerimiz yüzünden ve onların hatırı için vatanımızın parçalanmasına dinimizin, ırzımızın, namusumuzun, şeref ve haysiyetimizin payimal edilmesine asla tahammül edemeyiz.
5. Vilson prensipleri vesilesiyle oynatılan şerefsiz ve meşum rolün izahı.
6. Bunlara rağmen mücadele taraftarı değiliz. İstediğimiz (Hak) yani bütün hukuku diniye ve millîyemizi kâfil (Sulh ve sükûn) dur.
7. Âdil ve insafa müracaat edeni ve hak istiyeni ezmek şanı insaniyet ve medeniyete yakışmaz.
8. Bu hakikatlere göz yumulur.kulak tıkanırsa dünyada insaniyet ve medeniyet yoktur, biz de varlığımız uğrunda hiçbir kaydı mesuliyet tanımayız. Cebren mücadeleye sevk edilmiş oluyoruz.
9. Ezgin ve bezgin olduğumuz zannı ve kıyamımızın yeni bir sükûtu intacedeceğine kanaatle neticeyi lâkaydana seyretmeye hazırlananların nazarı dikkatlerine, yeşile ve hak-diye kalkan milletlerin tarihteki emsalini bahusus yüz yirmi sene evvelki Fransa ile bugünkü Rusya'yı arz eyleriz. Mazharı kabul ve tatbik olan hukuku esasiye kavaidi mucibince kâffei hukuk ve salâhiyet ve vazaif Ankara'da münakit Büyük Millet Meclisinindir. Bu ve buna mümasil nikatı tadilen, tebdilen, müzeyyelen, mufassalan cami olacak beyannamenin tesvidi için muvakkat bir encümen teşkili. Ertuğrul Necip (TBMM ZC. C.1, D.1, İÇ.1, 29.04.1920:150–151).
139
Köylere zarar veren yabani hayvanlar konusu da Necip Beyin gündemi arasında yer almıştır. “Köylerde zarar veren kurt, yabani domuz ve sair muzır hayvanatın itlaf ve
imhası için sürek avları tertip eder ve başka suretle de tedabir ittihaz eyler” şeklindeki
kanun tasarısı sırasında Necip Bey encümenin kararının aynen uygulanmasını istemiş ve bu karar kabul edilerek kanunlaştırılmıştır (TBMM ZC. C.21, D.1, İç. 3, 28 Haziran 1922:119).
Ayrıca Necip Bey savaşlardan çok çeken Anadolu insanına yapılacak yardım görüşmeleri esnasında mecliste bir konuşma yaparak,
“Efendim, bu Yunan istilâsına maruz kalan memleketler aylarca zaman anavatana siper olmuştur. Uzun müddetler birçok ordular ilbas ve iaşe etmiştir. Ondan sonra Yunan istilâsı altına geçmişlerdir. Yakılmış; ne mal kalmış, ne can kalmış ve hattâ mukaddesata tecavüz edilmiş, ırz ve namusa tecavüz edilmiş, yani bu memleketlerin zayiatını hiçbir zaman telâfi edemeyiz. Verdiğimiz para çok bir şey değildir. Bunun için anavatan uğrunda harap olan, yıkılan, ezilen kardeşlerimize bu muavenet hiç hükmündedir. Bu yerlere muavenet etmek en mukaddes vazifemizdendir” (TBMM ZC. C.13, D.1, İç.2, 22.10.1337:270).
diyerek mazlum Anadolu insanına ne kadar yardım edilse bunun az olacağının altını çizmiştir.
Mecliste birçok hususta söz alan Necip Bey Ankara’nın temizliğine dair bir takrir de vermiştir115. Takririn görüşmeleri esnasında geniş ve şaşaalı caddeler yapılmasını değil temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini belirterek geneli alakadar etmesi bakımından
şehrin temizliğine dikkat edilmesi gerektiğini istemiştir (TBMM ZC. C.15, D.1, İç.2, 29.12.1337:256).
Milletvekilliği bittikten sonra 14 Temmuz 1923'te Söğüt Kaymakamlığına atanan Necip Bey, 6 Aralık 1925'te Aziziye (Emirdağ), 27 Ağustos 1927'de Nazimiye, 10 Aralık
115 Riyaseti Celileye
1. Hükümeti milliyenin tasavvurat teceddüdat ve icraatına mikyas ve miyar olması lâzım gelen Ankara'nın tanzifat, tathirat ve tanzimatı sıhhati umumiye ve şerefi millî ile alâkadar olduğundan vilâyet ve belediye ifayı vazifeye davet ve icbar ediliyor mu?
2. Enzarı yâr ve ağyara mâruz caddeler, sokaklar, meydanlar, yangın yerleri, mezarlıklar, mezbele yığınları ve İaşelerle doludur. Umumi abdestane ve lâğım olmadığından buralar telvis ediliyor. Bu halin devam edip gitmesi muvafık mıdır?
3. Kışlık pastırma için yüzlerce gebe inek, koyun ve keçi kesiliyor, serveti umumiyeye darbe değil midir? 4. Ankara'da işletilmesi kabil üç hamam varken bu kadar kesafeti nüfusa mukabil yalnız birinin teftiş ve kontrolsüz bir halde işlemesi muvafık mıdır? Halkın ihtiyacı ve sıhhati namına diğerlerinin de açılması esbabının istikmali vazife ve şerefi Hükümete mugayir midir?
5. Ankara Vilâyeti Sıhhiye Müdüriyeti ve Belediyesi bu işleri yapamaz mı? Hususiyle temizlik, masarifi değil varidatı mucip bir iştir. Meselâ: Halkın nezafetle mükellef tutulması, hilâfında hareket edenlerin cezayi nakdilere mahkûmiyeti gibi.
140
1930'da Gediz, 17 Eylül 1933'te Mudurnu Kaymakamı oldu. 16 Ağustos 1934'te Seyhan
İl İdare Heyeti Üyeliğine atandı, 28 Ağustos 1936'da Sivas İl İdare Heyetine nakledildi. 25 Ocak 1939'da İçişleri Bakanlığı Mahallî İdareler Şube Müdürü oldu. 10 Mayıs 1941'de Niksar, 6 Temmuz 1942'de Zile Kaymakamlığına getirildi. 18 Nisan 1945'te Sivas Vali Yardımcılığına atandı. Sivas Vali Yardımcısı iken 16 Temmuz 1948'de emekliye ayrıldı. Fransızca ve Farsça bildiği sicilinde yazılı olan Necip Bey 3 Şubat 1959'da vefat etmiştir (Çoker, 1995:374; Demirel, 2010:232).
141